Elazığ’da düzenlenen 27. İş Dünyası Zirvesi, sanayinin geleceğini masaya yatırdı. Üretimden geçimini sağlayan aileler için bu buluşmanın anlamı büyüktü; çünkü fabrikaların nefes alıp alamaması, doğrudan mutfaklardaki tencereye yansıyor. Zirveye katılan iş dünyasının önde gelen isimleri, erken sanayisizleşme riskini bir kez daha gündeme taşıdı. TÜRKONFED Başkanı Süleyman Sönmez, sanayisizleşmenin yalnızca ekonomik değil toplumsal sonuçlar da doğurabileceği uyarısında bulundu. TÜSİAD Başkanı Ozan Diren ise sanayiye, istihdama ve ihracata nefes alanı açılması gerektiğini savundu.
Diren, konuşmasında son üç yıldır makroekonomik dengelenme ve istikrar arayışı içinde olduklarını dile getirdi. Enflasyonla mücadelenin bu çerçevenin vazgeçilmez parçası olduğunu söyledi. Kalıcı başarının yalnızca para ve maliye politikalarıyla gelmeyeceğini, bunların yanına reform ve sanayi politikası ayağının da eklenmesi gerektiğini anlattı. Talebin dengelendiği bir ortamda orta vadede üretim kapasitesinin, verimliliğin ve teknolojik etkinliğin yükseltilmesi zorunluluğuna işaret etti. Sanayinin kayıtlı istihdamını ve ihracatın nefes alanını genişletmeleri gerektiğini söyledi. Bu sözler, üretim sahasında çalışan binlerce kişinin geleceği açısından kritik bir çağrı olarak yankılandı.
TÜSİAD Maliyet Bazlı Rekabet Endeksi’nin son verilerine değinen Diren, son beş yıllık süreçte tüm sektörlerin ciddi bir rekabet gücü kaybıyla karşı karşıya kaldığını aktardı. Bu tablonun, rekabetçiliğin yalnızca kurdan ve faizden ibaret olmadığını gösterdiğini belirtti. Teknoloji, inovasyon, verimlilik, sürdürülebilirlik ve nitelikli istihdamın da rekabetçiliğin asli unsurları olduğunu hatırlattı. Maliyetlerde kalıcı bir bozulma yaşandığında şirketlerin bu alanlara yatırım yapma gücünün zayıflayacağını ifade etti. Üreticinin ve ihracatçının omuzlarındaki yükün hafiflemesi gerektiğini savundu.
Diren, dezenflasyon hedefinden vazgeçmeden üretici, ihracat ve dönüşüm yatırımları için hedefli, seçici, şeffaf ve ölçülebilir finansman imkanları oluşturulması gerektiğini vurguladı. Desteklerin başarısının kullandırılan kaynakla değil; verimlilik, ihracat, teknoloji, enerji tasarrufu ve nitelikli istihdam üzerindeki etkisiyle ölçülmesi gerektiğini savundu. Küresel ekonomide jeopolitik, teknolojik ve maliyet esaslı baskıların giderek arttığını da sözlerine ekledi. Uzun vadeli dayanıklılık için kamunun liderliğinde ve iş dünyası paydaşlarının iş birliğiyle 10-15 yıllık bir sanayi stratejisi planlanması gerektiğini söyledi. Hangi pazarlarda derinleşeceklerini, hangi teknolojilerde yetkinlik oluşturacaklarını, hangi sektörlerde ve bölgelerde ölçek büyüteceklerini netleştirmeleri gerektiğini dile getirdi.
Diren, dayanıklılığın bir diğer boyutunun değişen küresel ekonomik düzende Türkiye’nin konumunu korumak ve güçlendirmek olduğunu anlattı. Avrupa Birliği’ndeki yeni sanayi politikaları ve ticaret düzenlemelerinin rekabet koşullarını doğrudan etkileyeceğini belirtti. Başta Sanayi Hızlandırıcı Yasası olmak üzere bu düzenlemelerin yakından izlenmesi gerektiğini ifade etti. İş dünyası temsilcileri, bu çağrıların sahada karşılık bulması için somut adımlar atılması gerektiği görüşünde. Sanayinin ayakta kalması, yalnızca büyük şirketlerin değil, tedarik zincirinde yer alan küçük esnafın da kaderini belirliyor. Elazığ’daki zirveden çıkan mesaj, üretimin geleceğinin bugünden planlanması gerektiği yönünde.




